13. Kongre kararları

13. Kongre kararları

9 Ağustos'ta İzmir Karaburun'da "Yüz yaşında devrimci parti, devrim için parti" başlığıyla gerçekleşen 13. Kongre Türkiye Konferansı'nın hemen sonrasında duyurusu yapılan Birlik Sendikası ve Dayanışma Meclisi'nin ardından, konferansta alınan diğer kararlar da açıklandı.

COVID-19 PANDEMİSİNE BAĞLI OLARAK DÜZENİN KIRILGANLIĞI ARTARKEN PARTİMİZ GERİ ÇEKİLMEYECEKTİR

1. COVID-19’a bağlı pandemi yeni ve bulaşıcı bir virüsün yol açtığı biyolojik bir olaya indirgenemez.  İnsanlığın pandemiye karşı geliştirdiği birçok bilimsel ve kültürel araç varken, birkaç ay içinde 700 bin civarı insanın ölümüne yol açması ancak toplumsal nedenlerle açıklanabilir.  

2. Sermaye sınıfının açgözlülüğü, emek sömürüsüne olan bağımlılığı, sadece kârını gözeten ufuksuzluğu ve gericiliği etkili önlemlerin alınmasını engellemiş, pandemiye bağlı ölümleri kitlesel bir cinayete dönüştürmüştür.

3. Ayrıca pandeminin bu kadar kontrolsüz bir şekilde yayılması, toplumsal eşitsizlikler ve sosyal devletin çökertilmesi ile de ilgilidir. Pandemi, sermayenin işçi sınıfına karşı topyekûn bir saldırısı haline gelmiştir. 

4. Öte yandan pandemi, toplumsal eşitsizlikleri daha da artırarak, kriz koşullarını derinleştirerek düzeni çok daha kırılgan hale getirmiştir. Ayrıca düzen, pandemi öncesine göre ideolojik olarak da daha fazla zayıflamıştır.

5. Partimiz bu koşullarda sermayenin ve devletinin referanslarıyla davranmayacak, aksine bu politikaları deşifre etmek için mücadele edecektir.

6. Parti kendi hijyen kriterlerini belirleyecek, salgının yayılmasına karşı önlemler titizlikle uygulanacaktır.

7. Buna karşılık düzenin hasar aldığı ve krizinin çok boyutlu olarak derinleştiği bu koşullarda partimiz geri çekilmeyecek, örgütlenmek ve düzenin gediklerini yakalamak üzere  devrimci görevlerine yoğunlaşacaktır. 

8. Pandemi boyunca sömürü mekanizmalarını ağır bir biçimde hisseden ve zor koşullarda büyük bir toplumsal sorumluluk üstlenen sağlık emekçilerinin haklarının korunması ve örgütlenmeleri TKP açısından ertelenemez bir görevdir.

PUSULAMIZ İŞÇİ SINIFI ENTERNASYONALİZMİDİR

AKP iktidarının Yeni Osmanlıcı açılımının bir parçası olarak, militarist, şovenist ve yayılmacı politikalarının sonucu başta Suriye olmak üzere geniş bir coğrafyada büyük bir yıkım olmuştur. Diğer yandan, sermaye sınıfı ve emperyalizmin birçok açıdan tıkanma yaşayan AKP iktidarı ile yola devam etmemesi durumunda dahi, Türkiye burjuvazisinin komşu coğrafyalarda daha barışsever, daha dostça, daha dayanışmacı bir dış politika izleyeceğine dair en ufak bir gösterge bulunmamaktadır.

Son dönemde hem AKP’nin fırsatçı dış politikası, hem emperyalizm içi dinamikler nedeniyle Ege Denizi ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere ülkemizin bulunduğu bölge sürekli bir gerilim konusu haline gelmiştir. Konuyla ilgili tartışmalarda sıkça “uluslararası hukuk”a referans verilmektedir. Burjuva güçlerinin egemen olduğu ülkeler arasında yapılan ikili ya da çok taraflı anlaşmaların, emekçi halkın çıkarları ile tamamen, hatta kısmen örtüşmesi beklenmemelidir. Bu açıdan ülkeler arasındaki sorunların çözümünde bir tür “anlaşma fetişizmi” komünist partiler için yanıltıcı olacaktır. Öte yandan günümüz ülke sınırlarını yok sayarak gerçekleştirilecek herhangi bir anlaşma ya da müdahale, ülkelerin egemenlik haklarını ve bağımsızlığı tehlikeye atacak, en önemlisi bu tür provokasyonlar daha çok kan dökülmesine yol açacaktır. 

1. Türkiye Komünist Partisi, ülkeler arasında verili sınırlar ve sınırları belirlemiş olan tarihsel anlaşmalar üzerinde yapılacak herhangi bir tartışmanın, yalnızca emperyalizme hizmet edeceği bilinciyle hareket eder. Tersinden, emperyalizmin ve onun aktörlerinin ülkeler arası ilişkilerdeki sorun başlıklarına getireceği olası hiçbir çözüm, halklardan yana, adaletli, barışçıl bir çözüm olmayacaktır.

2. Bölgedeki yeraltı, yerüstü ve deniz kaynaklarının kullanımının, tekellerin rekabeti ile şekillendiği sürece insanlığın yararına olacak biçimde çözümlenmesi imkansızdır. TKP kaynakların halkların ihtiyacına göre, bilimsel temelde ve verimlilik, planlılık esasına göre işlenmesi ve kullanılması gerektiğini savunur.

3. Halkların dostluğundan yana bir dış politika için nükleer silahlar başta olmak üzere silahlanma yarışı durdurulmalı, silahların kısıtlanmasını sağlayan anlaşmalar yenilenmelidir. 

4. Türkiye sermayesinin Ortadoğu, Afrika ve Eski Sovyet coğrafyası başta olmak üzere yatırımları, sermaye sınıfı açısından varlık sebeplerinin bir uzantısı olarak sürmekte olsa da sınıf kardeşlerimiz açısından acımasız sömürü koşulları yaratmaktadır. İlgili ülkede Türkiye sermayesinin sömürücü faaliyetlerine karşı Türkiye kökenli ve o ülke yurttaşı emekçilerin birlikte mücadelesi, evrensel sınıf mücadelesinin bir parçası olarak görülmelidir. Bu aynı zamanda, daha fazla dost komünist parti ve sol örgüt ile somut örnekler üzerinden iş birliği yapmak anlamına gelecektir.

5. TKP, bölgemizde barışın egemen kılınması için kardeş halklarla enternasyonalizm temelinde kurduğu ilişkileri güçlendirecektir. Bunun bir boyutu da, bölgede bir devrimci durum gelişmesi halinde, bölge ülkelerinin komünistleri arasındaki köklü enternasyonalist dayanışmayı belirleyici hale getirebilmektir. Türkiye Komünist Partisi, kendi ülkesinde devrim hedefi için siyasi ve örgütsel faaliyetlerini sürdürürken; diğer ülkelerde bir devrimci durum olması halinde de bunu tüm olanaklarıyla, sonuna kadar destekleyeceğini ilan eder. 

6. İşçi sınıfı enternasyonalizmi, TKP’nin uluslararası ilişkiler çalışmasının temel ilkesidir. Partimiz, Avrupa Komünist İnisiyatifi, Uluslararası Komünist Dergi ve Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı zemininde öne çıktığı, kendi yayın organlarımız yanında dost partilerin yayın organları aracılığıyla yabancı kamuoyuna seslenme olanaklarını artırdığı, işçi çalışmalarının uluslararası paylaşımlarını artırdığı bir dönemi geride bırakmıştır. Bu çabanın sürmesi başta merkezi büro faaliyeti yanında, Türkiye Komünist Gençliği, Türkiye Barış Komitesi, Komünist Kadınlar, José Martí Küba Dostluk Derneği gibi çalışmaların ortak sorumluluğundadır.

EMEKÇİ KADIN ÇALIŞMALARI HAKKINDA 

TKP 13. Kongre, toplumsal olarak önemli roller üstlenen kadınların mücadelesini selamlar.

Kadınların mücadelesi yalnızca cinsiyetler arası eşitlik ve adalet arayışına dayanması nedeniyle değil laiklik, cumhuriyet, aydınlanma, yurtseverlik gibi değerler açısından da oldukça kıymetlidir. Her türlü tarihsel ilerlemenin karşısındaki gerici iktidarın kadın düşmanı politikalarının kökeninde toplumda her türlü tahakkümü, baskıyı ve adaletsizliği meşrulaştırma, olağanlaştırma eğilimi vardır.

TKP kadın mücadelesini sınıf ekseninden uzaklaştıran siyasi ve teorik çabaların karşısına dikilmeye devam eder. Parti daha atak, daha girişken bir tutum alır ve bu alandaki liberal akımların varlığını müdahalesizliğin gerekçesi yapmaz. TKP’li kadınlar ve partinin emekçi kadın çalışması bunun için gerekli birikim ve kaynaklara sahiptir. 

Bu amaçla; 

1. TKP emekçi kadın çalışmalarında siyasal perspektifini topluma taşımak ve bu alanda örgütlenmek için Kadın Dayanışma Komiteleri kuracaktır. Semt evlerinde partili olan ve olmayan kadınlarla kurulacak olan Kadın Dayanışma Komiteleri kadınlara dönük her türlü ayrımcılık, baskı, taciz ve şiddete karşı duyarlılığın ve direncin geliştirilmesi için çalışacaktır. Mahallelerde bu konuya dair çeşitli eğitimler ve etkinlikler düzenleyecek, kadınların bu eksende partimize örgütlenmesine hız kazandırılacaktır. 

2. Benzer bir örgütlenme işyerlerinde de hedeflenecek ve Kadın Dayanışma Komiteleri kurulacaktır. İşyerlerinde Kadın Dayanışma Komiteleri, kadınların çalışma hayatlarında karşılaştıkları ayrımcılık ve baskı yanında, kadınlara yönelik her türlü ekonomik ve sosyal saldırıyı mücadele gündemi olarak örgütleyecektir. 

3. İşyerlerinde Kadın Dayanışma Komiteleri, Patronların Ensesindeyiz şemsiyesi altına alınarak sınıfsal bir mücadele zemininde çalışacaktır. 

4. Partinin yenilenmekte olan yayıncılık faaliyetlerinde kadın çalışmasının ağırlığı artacaktır.

ATILIM İÇİN TÜRKİYE KOMÜNİST GENÇLİĞİ GÖREV BAŞINDA

Türkiye Komünist Partisi’nin 100. yılında Türkiye Komünist Gençliği, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinin gençlik içindeki öncü gücü olarak tarihsel bir atılım için görev üstlenir.

1. Genç nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan işçi ve emekçi gençler doğrudan partinin örgütlenme alanını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye’deki emekçi toplamın parçası olan çalışan öğrenciler ve ucuz işgücüne dönüştürülmüş meslek okulu öğrencileri Türkiye Komünist Gençliği’nin çalışmalarında daha fazla yer kaplayacaktır. Bu bağlamda TKG, Birlik Sendikası ve Patronların Ensesindeyiz Ağı ile iletişim halinde hareket edilecek, örgütsel modellerden çok etkili seslenme ve örgütlenme araçları geliştirilecektir.

2. Başta uyuşturucu olmak üzere, düzenin gençliği çürütücü etkisine karşı TKG emekçi mahallelerinde semt evleriyle eşgüdüm içinde yoğun bir mücadele yürütecektir. Bu amaçla bazı kentlerde pilot mahalleler belirlenecektir.

3. Türkiye Komünist Gençliği üniversite mezunları arasında giderek artan işsizlik ve yurt dışına göç meselelerini ele aldığı yaygın bir propaganda ve örgütlenme çalışması sürdürecektir. Bu çalışmanın üniversitelerin son sınıf öğrencilerine yoğunlaşması için akılcı bir planlama yapılacaktır.

4. Türkiye Komünist Gençliği, sermaye düzeninin içi boş bir eğitime indirgediği üniversitelerde sosyal ve kültürel yaşamın kurutulmasına karşı geçtiğimiz yıllarda başlattığı çalışmaları derinleştirecektir. Salgınla birlikte yalıtık bir yaşama mahkûm edilen üniversite gençliğinin kültür-sanat ve bilim alanındaki etkinliklerle bir dayanışma ve kolektif yaşam kültürü geliştirmesi için kulüp ve atölye çalışmaları yoğunlaştırılacaktır. 

5.  TKG örgütlenmesinin bir parçası olarak Solcu Liseliler, emekçi mahallelerinde, meslek okullarında ve geçmişten bugüne siyasal-toplumsal ağırlığı olan köklü liselerde yerleşik bir devrimci kültürün yaratılması için son dönemde elde edilen mevzileri güçlendirecektir. 

6. Partinin önemli bir kadro kaynağı olarak TKG bünyesinde eğitim sistematiği yenilenecek ve parti içi eğitim mekanizmalarına ek kanallar açılacaktır. TKG, burjuva toplumunun her türlü bozucu etkisinin partiden uzak tutulması için kadro politikalarında özel önlemler alacak ve “genç komünist” kimliğini toplumsal bir değer haline getirecektir.

DOĞAYI VE KENTLERİMİZİ SERMAYENİN ELİNDEN KURTARACAĞIZ

Emek sömürüsü ve kârların büyütülmesini esas alan kapitalist düzen, uygarlığın gelişmesinde yeni ve ileri bir evreyi temsil ettiği kadar, özel çıkarın her türlü insani ve evrensel değerin üzerine çıktığı, sınıflı toplumun ulaştığı en son ve en yıkıcı noktayı da tespit eder.

Emperyalist evrede kapitalizm, insana ve çevreye ait her şeyin, tüm yerüstü, yeraltı ve doğal zenginliklerin özel çıkar için yağmalandığı bir düzendir.

Ülkemiz özelinde bu tablo özelleştirmeler, kâr odaklı uygulamalar, çevre düşmanı projeler, çevre ve insan için ağır tahribatlara yol açan yatırımlarla ilerliyor.

1. Son olarak Kanal İstanbul adı altında Trakya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan proje sermaye sınıfının insani ve çevresel maliyeti yüksek ama sermaye adına kazancı bol bir yağma ve genişleme projesidir. Tarım arazilerinin imara açılması, doğal dokunun tamamen tahrip edilmesi, bölgenin devasa bir şantiye haline getirilmesi, İstanbul başta olmak üzere bölgenin içme suyu kaynaklarının tahribatı ve milyonlarca insanın sosyal yaşam alanlarının ortadan kaldırılmasının söz konusu olduğu bu yağma planı, bölgesel eşitsizlikleri giderecek, çevre ve insan faktörünü sermaye kârlarının önüne koyacak adımlara ihtiyaç duyulduğu çok açıkken tam ters yönde atılan bir adımdır. Emeğine ve yaşadığı doğal çevreye sahip çıkan bir halk hareketinin baskısıyla durdurulabilir ve durdurulmalıdır. İstanbul’da ve Kanal İstanbul projesinin doğrudan etkileyeceği yerelliklerde, bu tahribata karşı örgütlenme çalışması başlatılacaktır.

2. Odağı rant olan kentsel dönüşüm bugün yaşam alanlarımızı, kentlerimizi yaşanamaz hale getirmiş, gökdelen ve beton yığınlarına dönüştürmüştür. Kentlerimiz sermaye tarafından yeniden ve yeniden işgal edilmekte, emekçi halk kentlerin dışına sürülmektedir. Kentsel dönüşüm uygulamalarının tümü durdurulmalıdır. Kentlerimiz, halkın insani ve sağlıklı konutlarda barınma hakkını ve buna uygun bir kent planlamasını merkeze koyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Ankara, İstanbul ve İzmir başta ihtiyaç duyulan büyük kentlerimizde bu hedef doğrultusunda kent komiteleri oluşturulacak, yerelliklerin ihtiyaçları ve somut kentsel dönüşüm gündemleri üzerinden yerel örgütler ile bu kent komiteleri arasında bir süreklileşmiş iletişim kurulacaktır.  

3. Kıyılarımız başta olmak üzere doğal ve kültürel varlıklarımızın tümünün turizm ve imar rantı adına sermayedarlara peşkeş çekilmesi derhal durdurulmalıdır. Doğal ve kültürel varlıklarımız bu ülkenin ortak zenginlikleridir. Bu varlıklar devlet korumasına alınmalı, gerekli tedbirler alınarak tüm halkın ücretsiz ziyaret ve kullanımına açılmalıdır. Doğal ve kültürel varlıklarımız açısından önem arz eden yerelliklerde bulunan örgütlerimiz bu zenginliklerin savunusu üzerinden bir mücadele ve örgütlenmeyi gündemlerine alacaklardır.

4. Ülkemizde özelleştirmelerin ve piyasalaşmanın büyük çevre sorunlarına yol açtığı alanlardan birisi de enerji ve doğal kaynaklardır. Derelerimiz, tarım arazilerimiz, ormanlarımız, suyumuz, toprağımız ve havamız neredeyse karşılıksız, sermayedarların yağmasına açılıyor. Enerjinin üretimi, dağıtımı, doğal kaynakların kullanımı ve işlenmesinde özel şirketlerin varlığına son verilmeli, tüm bu faaliyetler halkın çıkarları ve çevresel etkileri gözetilerek nitelikli bir kamu işletmeciliği ile gerçekleştirilmelidir. Bu özelleştirme örneklerinin her biri, özelleştirmelerin gerçekleştiği bölgede yer alan yerel örgütlerimizce ele alınacak, Çevre Bürosu ile iletişim halinde ve belli öncelik tarifleri ile bu özelleştirme uygulamalarına karşı yöre halkının uyarılması ve örgütlenmesi doğrultusunda neler yapılabileceği planlanacaktır.  

5. Halkın sağlıklı beslenmesi tamamen uluslararası gıda tekellerinin belirleyiciliğine terk edilmiş durumdadır. Bu durum, ülkemizde tarımsal üretimin tasfiyesinin de sebep ve sonuçlarının başında yer almaktadır. Gıda tekellerinin dayattığı ve insan sağlığı açısından tehdit teşkil eden uygulama ve ürünler derhal yasaklanmalıdır. Ülkemizin gıda arzı açısından kendine yeter bir ülke olabilmesi için merkezi olarak planlanmış kamusal üretimi esas alan bir tarım politikası hayata geçirilmelidir. Bu başlıkta halkımızın bilinçlenmesi amacı ile semt evleri ve yerel örgütlerimizde bilgilendirme toplantıları yapılacaktır.

BİLİM VE AYDINLANMA AKADEMİSİ EMEKÇİ SINIFLARIN BİR MÜCADELE ARACIDIR

1. Bilim ve Aydınlanma Akademisi (BAA) emekçi sınıfların bilim akademisi olarak bu gericilik çağında aydınlanma mücadelesi vermektedir. Bu sınıfsal aidiyetiyle sosyalist Türkiye’nin Bilim Akademisi’nin bir nüvesi olma özelliğini göstermekte, sürece katılacak kadroları hazırlamaktadır.

2. BAA, kurulduğundan bu yana olduğu gibi bundan sonra da başta partili bilim emekçileri ve lisans öğrencileri için geçerli olmak üzere, kendi disiplinlerinde Marksizm’in tarihsel kazanımları ile bilimsel çalışma arasındaki ilişkiyi güçlendirmek üzere çabalamaya devam edecektir.

3. BAA Marksizm ve bilim arasındaki ilişkiye yoğunlaşırken, burjuvazinin sürekli ürettiği ve bilime çöreklenmiş her türlü metafizik yorum ve sapmaya karşı aktif bir mücadele verecektir. Bu ideolojik mücadelenin önemli bir ayağıdır.

4. BAA aynı zamanda bilim emekçileri ve aydınlar arasında bir örgütlenme aracıdır. Bu yönüyle partimizin yeni dönemde geliştireceği birlikte yürüme iradesine kanallar sunmalıdır.

5. BAA bugünkü hacmiyle hiçbir siyasi oluşumun sahip olmadığı bir çalışma olarak partiye saygınlık kazandırmaktadır. Öte yandan partili olmayan bilim emekçilerinin de üye olduğu ve birlikte üretilen bir kapsama alanı olma özelliğini sürdürecektir.

6. Geride bıraktığımız dönemde kendi kulvarında ciddi bir kaynak haline gelen Madde, Diyalektik ve Toplum (MDT) dergisi, içeriği güçlendirilerek bilim alanında işçi sınıfının sesi olmaya devam edecektir.

MÜLTECİLİK SORUNUNUN KÖKENİNDE EMPERYALİZM BULUNMAKTADIR

Mültecilik emperyalizmin yarattığı en büyük toplumsal tahribatlardan biridir; bu sorun, emperyalist savaşlardan bağımsız ele alınabilecek bir konu değildir. Emperyalizm sürdükçe, sayıları on milyonları bulan mültecilerin doğdukları ya da yaşadıkları ülkede insanca bir yaşam sürmesi mümkün olmayacaktır. 

Ülkemizde ise toplumun en yoksul, en savunmasız kesimini oluşturan mülteciler, iktidarın ikiyüzlü ve gerici politikalarına malzeme edilmektedir. 

Mülteciler kendi iç ağları açısından görece etkin bir iletişime sahip olmakla birlikte, sınıf mücadelesi açısından düşünüldüğünde toplumun örgütsüz kesimlerinden biridir. Geçici barınma ve çalışma koşulları, dil ve kültür farklılıkları, ayrıca yaşadıkları ciddi kayıplar bu örgütsüzlüğün nedenleri arasında sayılabilir; ancak bu durum mutlak bir olanaksızlık anlamına kesinlikle gelmemektedir.  

Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalenin başlarında Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmış çocuklar, bugün genç yetişkinlerdir. Sokakta polis kurşununun, uyuşturucu tacirlerinin, onları adeta köle gözüyle gören patronların hedefi en çok işte bu genç yetişkinler olmaktadır. Emeğini satarak geçinmek durumunda olan göçmen işçiler, pandemi döneminde herkesten daha ağır koşullar altında kalmıştır.

1. Türkiye Komünist Partisi mültecilerin ülkeler arası pazarlık konusu olmasını şiddetle kınar. Türkiye özelinde, AB ile ilişkiler başlığında bir şantaj unsuru, Ortadoğu’ndaki yayılmacı politikalar için bir koz, Yeni Osmanlıcılık bahsinde ağırlık kazanmayı sağlayacak bir veri değil, en temel hakları ellerinden vahşice alınmış emekçiler olarak görür. 

2. Partimiz insan kaçakçılığı, erken yaşta evlendirilme ve her türlü şiddete karşı mültecilerin eşit koşullarda yaşama haklarını destekler. Ayrıca toplum içinde mültecilere karşı şovenist, ayrımcı, tepeden bakan, zorbaca tutumları mahkûm etmeyi ideolojik konumunun bir gereği sayar.

3. Türkiye Komünist Partisi için ülkemizde bulunan ve sayısı milyonları bulan göçmen işçilerle dayanışmak ve sınıf mücadelesini birlikte örgütlemek bir sorumluluktur. Bunun için geçtiğimiz dönemde yapılan küçük ölçekli girişimlerin büyütülmesi ve sistematikleştirilmesi, sınıfın bu kesimine ulaşmak için özgün araçların geliştirilmesi gereklidir.

4. 13. Kongre itibariyle Patronların Ensesindeyiz bünyesinde bir Göçmen İşçiler Komisyonu oluşturulacaktır. Partide göçmenlerle çalışan, danışmanlık, eğitim, tercümanlık, psikolojik destek, sağlık, vb. alanlarda görev yapan üyeler arasında bir iletişim ağı kurulması ve göçmen işçi örgütlenmesinde en kısa sürede bir örgütümüzün pilot çalışma başlatması karar altına alınmıştır.

ABLUKAYA SON! KÜBA HALKI İLE DAYANIŞMAMIZ SÜRECEKTİR

Geçtiğimiz aylar boyunca, kapitalizmin yarattığı yıkım karşısında Küba sosyalizminin meşruiyeti tüm dünyada çok yükselmiş, pandemi boyunca göreve koşmuş sağlıkçıların enerjisi ve özverisi göz kamaştırmıştır. Küba halkının çalışkanlık, yurtseverlik, militanlık, örgütlülük, diğerkamlık ve enternasyonalizm gibi değerleri insanlığın gelecek umudunu tazelemiştir.

Küba virüs salgınını kontrol altına almayı başarmakla kalmayıp, birçok başka ülkeye gönderdiği ilaç ve sağlıkçı desteği ile binlerce hayat kurtarmıştır. Kübalı bilim insanlarının üstün çalışmaları, tüm dünyayı etkileyen bir salgın hastalığa karşı geliştirilecek çözüme yönelik önemli bir yer tutmaktadır. Diğer yandan salgın sonrası dönemde ülkeyi bekleyen zorluklar ve ABD ablukasının şiddetlenmesi Küba’yla dayanışmanın önemini daha da artırmaktadır. Küba halkının önüne çıkan güçlükleri aşacağına inancımız tamdır.   

1. Türkiye Komünist Partisi, Küba devriminin öncüsü Küba Komünist Partisi ve Küba halkı ile yoldaşlığını her daim diri tutacak, bu yoldaşlığın gereklerini yerine getirmek için var gücüyle çalışacaktır.

2. TKP, ABD emperyalizminin Küba’yı boğmayı hedefleyen ve bir soykırım olarak nitelendirilen ablukasının derhal sona ermesi için, siyasi, diplomatik, kültürel, toplumsal alanlarda mücadelesini sürdürecektir. 

3. Küba’ya karşı üretilen kara propaganda ile ve basında Küba hakkında yer alan çarpıtmalarla mücadele etmek tüm partililerin görevidir.

4. José Martí Küba Dostluk Derneği, Türkiye kamuoyunda Küba ile dayanışmanın yükseltilmesi için verdiği 18 yıllık uğraşısını, geçtiğimiz günlerde başlayan bir kampanya ile sürdürmektedir. Bu kampanya vesilesiyle tüm Küba dostlarını bir kez daha abluka karşısında güç birliği yapmaya, sosyalist adayı savunmaya çağırıyoruz.

SALGININ VE EKONOMİK KRİZİN EMEKÇİLERE ÇIKARILAN FATURASINA KARŞI GÜNCEL MÜCADELE BAŞLIKLARI

2018 yılından bu yana ekonomik kriz reel ücretlerde düşüş, işsizlikte artış ve yoksullaşmaya neden olmuştur. Bu sonucun ortaya çıkmasında birincil etken devletin tüm kaynaklarının kriz bahanesiyle sermaye sınıfı için kullanılmasıdır. Bu tabloya salgın eklenmiş, süregelen ekonomik kriz daha da derinleşmiştir. Sermaye sınıfı salgını da fırsat bilerek işçi sınıfının geçmişten gelen haklarını budamaya yönelmiştir. 

Türkiye Komünist Partisi 13. Kongre, bu dönem karşı karşıya kalınan güncel saldırılara karşı işçi sınıfının örgütlü yanıt verebilmesi için mücadelenin yükseltileceğini ilan eder. Bu doğrultuda;

1. Kıdem tazminatı hakkını geriye götüren, belirli işçi kesimleri için kısmen ya da tamamen ortadan kaldıran öneriler kabul edilemez. Hükümetin son önerisinde yer alan kıdem tazminatı fonu ile belirli süreli sözleşmelerin yaygınlaştırılması bu hakkın tasfiyesidir. TKP, bu ve benzer yöntemlerle kıdem tazminatı hakkına yönelen girişimlere karşı mücadeleyi yükseltecektir.

2. Salgın dönemi patronların talepleri doğrultusunda uygulanan ücretsiz izin ve kısa çalışma gibi esnek çalışma biçimlerine karşı işçilerin haklarının korunması için mücadele edilecektir.

3. İşçilerin işyerlerinde daha yoğun, daha uzun ve baskı altında çalıştırılması üzerinden salgının fırsata çevrilmesi kabul edilemez. Patronların kârı işçilerin can güvenliği ve sağlığından önde olamaz. TKP, salgın dönemi virüs riski altında daha ağır şartlarda çalıştırılan işçilerin işyerlerinde patronlara karşı yürüteceği mücadelenin örgütleyicisi olacaktır.

4. İşsizlik rakamları iktidarın açıkladığının çok üzerindedir. Salgınla birlikte derinleşen kriz aynı zamanda işsizliğin uzun süreli hale gelmesine neden olmuştur. Türkiye Komünist Partisi her yurttaşın sahip olması gereken “çalışma hakkı” için işsizlerin örgütlenmesine yönelik araçlar geliştirecektir.

5. Kriz özellikle bazı sektörlerde kayıt dışı/sigortasız çalıştırılan işçilerin sayısında artışa neden olmuştur. TKP, hiçbir güvenceye sahip olmayan bu emekçi kesimine özel olarak odaklanacaktır.   

6. Salgınla birlikte eğitim ve sağlık alanında eşitsizlik daha da artmıştır. Önümüzdeki dönem salgın koşullarında hükümetin her iki alanda da yürütmeyi planladığı model parası olmayanların eğitim ve sağlık hakkından büyük ölçüde mahrum kalmasına neden olacaktır. Türkiye Komünist Partisi önümüzdeki dönem ücretsiz, eşit, nitelikli eğitim ve sağlık hakkı için mücadeleyi büyütecektir.

7. Kriz, emekçi halkın sağlıklı, nitelikli ve ucuz barınma hakkına ulaşımını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Kiralar yükselmiş, hanelerin ısınma, aydınlanma ve su ödemeleri kira bedellerini geçmiştir. Türkiye Komünist Partisi, bu sene başında fahiş faturalara karşı iktidarı ve şirketleri hedef aldığı mücadeleyi devam ettirecek, barınma hakkı için örgütlenme çalışması başlatacaktır.