EMEK MERKEZİ AÇIKLAMALARI BROŞÜRLERİ

EMEK MERKEZİ AÇIKLAMALARI/BROŞÜRLERİ

18 Ocak 2019 - Zorunlu BES zorbalığına karşı uyarılar

7 Ocak 2019 - Kısa çalışma ödeneğinde neler değişti?

 

ZORUNLU BES ZORBALIĞINA KARŞI UYARILAR
2019’DA EMEKÇİLER NELERE DİKKAT ETMELİ

18 Ocak 2019

Patronlar, yeni yılla birlikte çok kapsamlı bir BES operasyonuna girişti. Hedeflerinde 9 milyon işçi var. Oysa 2017 yılında başlattıkları “Çalışanların otomatik olarak emeklilik planına dahil edilmesi” konulu zorbalık takvimi, Ocak 2019’da 2 milyon işçinin katılmasıyla bitecekti. Zorla kattıkları çalışanların 7 milyonu cayınca hesapları şaştı. O halde 2019 yılında da yapılacak şey zorunlu BES’ten ayrılmak, emekçilerin cebinden patronların kendi kasasına para aktarma planını bozmak olacak.

Bireysel emeklilik sistemi, bir Dünya Bankası projesi olarak 2001 yılında Kemal Derviş aracılığıyla tezgahlanmaya başlanmıştır. 2017 yılında ise AKP tarafından tüm çalışanların sisteme dahil edildiği zorunlu katılım dayatmasına dönüştürülmüştür. 
Zorunlu BES’in amacı, ne çalışanlara emeklilik katkısı ne de ülkenin kalkınmasına katkı sağlamaktır. Zorunlu BES’in amacı, emekçilerin cebinden finans tekellerine kaynak aktarmaktır. 
Zorunlu BES’i, başka ülkelerin zenginliklerine el koyabildiği için semirmiş, çoğu batıda olan kapitalist ülkelerden örnekler verilerek, tasarruf oranlarını onların düzeyine çıkaramazsanız kalkınamazsınız diyerek pazarlamaya çalıştılar.
Çalışanlarının bordrosundan, patronlara aktarılmak üzere paralar kesilmezse ülkenin kalkınamayacağının söylenmesinde hiçbir tutarlılık yoktur.
Bütün bunları bilelim ve sermayenin BES dayatmasından bir an önce kurtulabilmek için sistemden çıkış dilekçelerimizi ay sonundan önce hazır edelim. 

Zorunlu BES’te 2019’da yeni ne var?
Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2018 yılının son günlerinde zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’nde bir dizi değişiklik yaptı. Yapılan değişikler 27 Aralık 2018 tarihli Resmi Gazetede yer alan yönetmelikte yayınlandı. Buna göre;
    • 2019 yılının Ocak ayında 5 ila 9 çalışanı olan işyerlerinde çalışan ve 45 yaş altı işçiler zorunlu olarak BES’e dahil edildi. Bu kapsamda yaklaşık 400 bin işyeri bulunuyor. Toplam çalışan işçi sayısı yaklaşık 2 milyon.
    • Yine Ocak ayında banka sandıkları, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret ve sanayi odaları, borsalar ile bunların oluşturdukları sandıkların iştirakçisi olan çalışanlar da sisteme zorunlu olarak dahil edildiler. Bu kapsamda yaklaşık 143 bin işçi bulunuyor. 
    • Ocak ayı sonunda bu işyerlerinde çalışan işçilerin ücretlerinden zorunlu BES için yüzde 3 prim kesilecek. İşyeri, kesilen primi anlaşma yaptığı BES şirketinin hesabına yatıracak. 

DİKKAT!
OCAK AYINDA BES’E ZORUNLU GİREN İŞÇİLER SİSTEMDEN ÇIKMAK İÇİN ŞİRKETE BAŞVURMALI

Ocak ayında sisteme dahil edilen çalışanlar, Ocak ayı sonunda ücretlerinden BES için zorunlu kesinti miktarının yapıldığını görür görmez, işyerinin anlaştığı BES şirketine ulaşıp, sistemden çıkış talebini yapmalılar. 

    • Daha önceki yıllarda çalıştığı işyeri tarafından sisteme dahil edilmiş ancak BES’ten ayrılmış çalışanlar için 3 yıl içinde tekrar sisteme girme zorunluluğu getirildi. Buna göre 2017 yılında sistemden ayrılan işçiler 2020 yılında, 2018 yılında sistemden ayrılan işçiler 2021 yılında sisteme yeniden sokulacaklar. Bu süre bakanlık tarafından bir yıl önceye çekilebiliyor. 
    • Daha önce sistemden ayrılanlara bir defalığına yeniden sisteme girme hakkı tanındı. Bunun nedeni zorunlu BES’ten ayrılanların sayısının tahmin ettiklerinin üzerinde olması.
    • Sistemde birden fazla sözleşme veya sertifikası olan katılımcılar için hesap birleştirme zorunluluğu kaldırıldı. Böylece bir kişinin birden fazla sözleşme ile BES’te kalması mümkün hale getirildi.

BES’e katılanlara devlet katkısı palavrası
Herkes, otomatik katılanlar adına bütçeden Devlet katkısı ödendiğini sanıyor.
Öyle bir şey yok...
Devlet katkı ödeyeceğini taahhüt ediyor; bu taahhüt bir hesaba işleniyor ve her yıl TÜFE oranında faiz hesaplanıp bu taahhüde ekleniyor.
Daha açık söyleyelim: Devlet kendi parasına hayali faizler yürüterek kendisini borçlandırıyor ve bunu gelecek kuşaklara ödetiyor.
Taahhüt yöntemi 2017 yılından beri ama yalnızca zorunlu BES ile sınırlı uygulanıyordu. Şimdi yaygınlaştıracakları anlaşılıyor. Devlet katkısı verilmesine ilişkin yönetmeliğe 2016 yılında şöyle bir kural eklediler; “Bakan, katkı paylarının taahhüt olarak hesaplanmasına ve taahhüt edilen tutarların ödenmesine karar vermeye yetkilidir.”
Bu çok amaçlı bir yetki. Sektörü ödüllendirmek, cezalandırmak, para aktarmak, devletin nakit sıkışıklığını gidermek gibi amaçlarla kullanılmaya da elverişli.
Üstelik ilkesi, ölçütü, sınırları belirsiz olduğu için hesap da sorulamayacak.
Bakan ister taahhüt eder, ister nakit ödetir, ister geçmiş 6 aydaki yükümlülüklerimi faiziyle birlikte topluca yarın ödeyeceğim der, isterse ödemek için emekli olmalarını bekler. Zorunlu BES’in devlet katkısı da böyle bir keyfiyete bağlanmış durumda.
 

Esas faturayı on yıl sonra halk ödeyecek
Devlet katkısı tutarını nakit ödemek zorunluluğundan kendilerini kurtardıkları için, kaynak olsun olmasın, dilediklerince cömert davranabilecekler. Devleti ileriye dönük borçlandırmak anlamına gelen bu uygulamanın sonucu faturanın en az on yıl sonra halk tarafından ödenmesi olacak. 
Zorunlu BES’in iki yıllık faturası 4 milyar liranın biraz üzerinde. Taahhüt etme uygulaması yaygınlaştırıldıkça bu fatura da yükselecek.
Diyelim ki, 15 milyon çalışanı sistemde tutmayı başardılar ve bu yıl için hepsinden ayda 100 lira prim kesiliyor. Her bir çalışan adına 300 lira taahhüt edilmesi; gelecek kuşaklara sadece 2019 yılı için 4 milyar 500 milyon lira borç “gönderilmesi” anlamına geliyor. Buna en az on yıl boyunca taahhüt edilecek tutarları ve TÜFE üzerinden hesaplanmış faizleri eklenecek.
Emeklilik hakkını kazananların paralarını hemen alıp çıkmalarını istemiyorlar. Bunu önlemek için; hak eder etmez parasını alıp çıkmak yerine aylıklar biçiminde ödenmesini kabul edecek katılımcılara Devlet katkısı ve getirileri toplamının %5’i oranındaki tutarının bütçeden ayrıca ödenmesini öngördüler. 
Bu da ileriki yıllarda halka ödetilecek borcun artması demek.

“Sistem dışında aman kimse kalmasın…”
SGK kayıtlarına göre Aralık 2018 tarihindeki çalışan sayısı 22 milyonun biraz üzerinde.
1-4 arasında işçi çalıştırılan 1 milyon 250 bin işletmede yaklaşık iki milyon işçi çalışıyor. Ama patronların bu işletmelerden beklentisi yok. Buralarda çalışanların primlerinin yatırılıp yatırılmadığını izlemek, peşine düşmek onlar için hem çok zor hem kârlı değil…
Gözlerini kalan 20 milyon çalışanın bordrolarına dikmiş iştahla bekliyorlar.
Bugüne değin sisteme 6 milyonu BES; 5 milyonu Otomatik Katılım Sistemi (Zorunlu BES) olmak üzere toplam 11 milyon işçi katabildiler. 9 milyon eksik var. Ocak 2019’daki 2 milyonun hepsi kalsa bile 7 milyon fire.
Üstelik 10-49 arasında işçinin çalıştığı işyerlerinin patronlarının %27’si çalışanlarından prim kesmemiş durumda.
Patronlar bu büyüklükte bir firenin kabul edilemez olduğunu söylüyorlar. Sayının makul bir düzeye çıkarılması için Devletten gerekli önlemleri almasını istiyorlar.
20 milyon çalışanın içinde, 18 yaşından küçük yaklaşık 350 bin çocuk işçi; 143 bin özel sandık iştirakçisi var. Ocak 2019’daki dayatma kapsamına bu nedenle onları da aldılar.

PATRONLAR NEYİN PEŞİNDE?
Söylediklerine bakılırsa, zorunlu BES için ücretlerimizin %3’ünün bordrolarımızdan kesilip sigorta şirketlerine aktarılmasını kabul edersek emekliliğimizde rahat edecekmişiz.
Eksik olsunlar! Çalışırken yoksulluk ücreti dayatanların, bizleri emekliliğimizde hiç düşünmeyeceklerini en iyi yine biz biliriz.
Sözlerine kanıp paramızı kaptırmayalım.
 

İşçilere boş bir hayal satmaya çalışıyorlar
Küçük bir hesap yapalım: ücretlerimizin %37,5 oranındaki tutarı işçi ve işveren primi olarak kesilip SGK’ya yatırılıyor. Personel giderleri, binalar, diğer hizmet giderlerini devlet karşılıyor. Üstelik kuruma bütçeden her yıl 100 milyar liranın üzerinde paralar aktarılıyor. Bunun sonucu emekli olunuyor. BES’te ise prim ve devlet katkısı olarak ücretlerden SGK’ya yatırılanın onda biri prim olarak (%3,75’i) yatırılıyor. Bu ölçekte bir primle bırakın emekli olmayı, emeklilikte anlamlı bir ek gelir bile sağlanamaz. Bu iki rakamı karşılaştırılması bile BES’in amacının emeklilikte ek gelir sağlamak değil, patronlara ek kaynak yaratmak olduğu anlaşılır.
 

Emeklilik pazarında büyük paralar toplanıyor…
Bireysel emeklilik ve otomatik katılım adı verilen pazarın günümüzdeki büyüklüğü 92 milyar lira. 
Bu tutarın, 11 milyarı BES’te; 4 milyarı Zorunlu BES’te (Otomatik Katılım Sistemi) olmak üzere 15 milyar lirası Devletin verdiği katkılardan oluşuyor.
Devlet katkısı, otomatik katılım gibi yöntemlerle sisteme yüksek tutarlarda para aktarılıyor. 
Bununla birlikte, katılımcı sayısının ve toplanan paraların yakın gelecekte artmasını hedefliyorlar. Nasıl olsa faturasını gelecek kuşaklar ödeyecek diye inanılmaz oranlarda devlet katkıları vaat edip talebi kışkırtmayı düşünüyorlar.

Emek pazarında prim üretmek
Bizden prim kesiliyor, onlar kazanıyor
Bireysel emeklilik şirketlerinin yaptığı işe sigortacılıkta; “emeklilik sektöründe/pazarında prim üretmek” deniyor.
Sigortacılık sektöründe yayımlanan faaliyet, strateji ve denetim raporlarına; yaptıkları toplantıların sonuç bildirgelerine; CEO’larının basında yer bulmuş sözlerine bir bakın; hiçbirinde emeklilerin rahat ettirilmesinin amaçlandığını gösteren tutarlı bir söz göremezsiniz. 
YEP (Yeni Ekonomik Program) adıyla sunulan Orta Vadeli Programda da emeklilikte güzel günler sözü verilmiyor. Gelecek kötü günleri şu sözlerle anlatmaya çalışmışlar; “Mali açıdan sürdürülebilirliği sağlamak ve kamu maliyesine olan yükü azaltmak amacıyla sosyal sigorta sistemi yeniden düzenlenecektir.”

%3 prim kesintisinden patronlar nasıl kazanıyor?
    • Sigorta şirketleri prim topladıkça tasarruf oranı artıyor, bunları satıp para kazanıyorlar,
    • Primlerle, mali kaynaklar çeşitleniyor, patronlar daha ucuz kredi olanaklarına kavuşuyor;
    • Ülkeyi yönetenler patronlara karşı görevlerini yapmış olmanın sefasını sürüyor;
    • Devlet, katkı olarak verdiği paralarla düşük faizli borçlanma senetleri alıp bütçeyi denkleştiriyor;
    • Bu paralar aynı zamanda; varlık kiralama, gelir ortaklığı, kira sertifikası gibi “betona dair” ve uzun vadeli borçlanma araçlarına müşteri bulmakta kullanılıyor.
    • Bireysel emeklilik şirketlerinin yarısından çoğu yabancıların elinde olduğu için onlar da bu işten çıkar sağlıyor.
Tek birinde işçinin yararına bir şey bulunmuyor. Zorunlu BES’ten sadece patronlar kazançlı çıkıyor.

pdf olarak indirmek için tıklayın

 

 

 

KRİZ FIRSATÇILIĞI GENEL UYGULAMAYA DÖNÜŞÜYOR

KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİNDE NELER DEĞİŞTİ?

7 Ocak 2019

Kısa çalışma ödeneği, şirketlerin genel, bölgesel ya da sektörel ekonomik krizi gerekçe göstererek haftalık çalışma süresini düşürdüğü veya faaliyetini kısmen ya da bütünüyle durdurduğu durumda, işçilere ödemesi gereken ücretin bir bölümünü işsizlik sigortası fonundan karşılaması olarak özetlenebilir. 2008-2009 krizinde birçok şirket bu yöntemle ücret yüklerinin önemli bir bölümünden kurtulmuştu. İçinden geçtiğimiz ekonomik kriz döneminde ise patronlar bu uygulamanın yaygınlaşmasını istiyordu. 9 Kasım 2018 tarihinde yapılan yeni düzenlemeyle patronların isteği karşılandı. Yapılan değişiklik şirketlerin genel kriz dönemleri dışında da bu uygulamadan yararlanmasının önünü açıyor. Bundan sonra işi bozulan patron “kısa çalışma yapacağım, ücretleri fondan ödeyin” diyebilir.

 

Patronlar için seferberlik

Kriz koşulları giderek derinleşirken patronların kriz fırsatçısı uygulamaları artmakta ve emekçiler işyerlerinde işsizlik tehdidiyle her geçen gün yeni dayatmalarla karşılaşmaktadır.

Kriz dönemlerinde patronlara yeni kaynaklar aktarılmakta ve bu kaynakların aktarılma mekanizmaları çeşitlendirilmektedir. Sermaye sınıfının ihtiyaçları için örgütlenmiş olan devlet, kriz dönemlerinde patronlar için seferberlik ilan etmektedir.

Öyle ki, işçilerin işsiz kaldığında yararlanması için oluşturulmuş İşsizlik Sigortası Fonu, emekçilerden çok patronların kullanımına açılmakta ve işçiden alınıp sermaye kesimine doğrudan kaynak aktarılmaktadır.

Büyük bir kıyak olarak nitelenebilecek benzer bir uygulama, yine bu fon kaynakları kullanılarak “Kısa çalışma ve Kısa çalışma ödeneği” adı altında uzun süredir patronların kullanımındadır. Kriz döneminde bu uygulamaya patronlar tarafından daha fazla ve daha kolay başvurulmasına imkan verecek yeni bir düzenleme sessiz sedasız gerçekleştirilmiştir. İşsizlik Sigortası Fonu'nun yağmalanmasında yeni bir eşik atlanmak üzeredir. Patron sözcüleri, arka arkaya bu düzenlemeyi öven açıklamalar yapmışlardır.

 

Kısa çalışma ödeneği nedir?

Kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği, 2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Yasası'yla çalışma yaşamına girmiş; 2008 yılında 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Yasası'na aktarılmıştır.

İşsizlik Sigortası Fonu'nun işsizlik dışında kullanılmasına örnek gösterebileceğimiz düzenlemelerden biridir.

Bu yöntemde; kriz ve zorlayıcı nedenlerle, işyerindeki çalışma geçici olarak azaltılmış ya da durdurulmuşsa işverenlerin ücret ve SGK prim yükümlülüklerinin, yasayla belirlenen oranlarda, İşsizlik Sigortası Fonu bütçesinden karşılanması öngörülmektedir.

Yöntem, işçilerin çıkarına gibi gösterilmektedir. Oysa patronların üzerindeki ücret yükü, belirli bir dönem ve koşullarla sınırlı da olsa İşsizlik Sigortası Fonu'na ödetilmektedir.

Patron, borçlandırılmadığı için kriz ya da zorlayıcı nedenler ortadan kalktığında geri alınmamaktadır.

Sistem, yalnızca patronların çıkarına kurgulanmıştır. Bedeli işçilere ödetilmektedir: kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılan işçi işsiz kaldığında, yararlandırıldığı süre işsizlik ödeneği süresinden düşülmektedir. Daha açık deyişle; işsizlik fon bütçesinden patronlar adına ödenen paralar, işsiz kaldıklarında ödenen işsizlik ödeneğinden kesilmektedir.

Bu uygulama, patronları kollayarak işyerlerinin kapatılmasına alternatif oluşturduğu için işçilerin ve sendikaların da buna destek vermesi beklenmektedir. İşçiler, patronların kârından zararlarının azaltılmasını sağlayan ve İşsizlik Sigortası Fonu'nu sermaye tarafından daha fazla yağmalanmasına yol açan bu uygulamaya patronlarla aynı yerden bakamaz. İşçiler, işsizlik ile İşsizlik Sigortası Fonu'nun patronlara daha fazla kullandırılması seçeneklerine sıkıştırılamaz.

 

Patronlar daha fazlasını istiyor

Zaman zaman yapılan yasal düzenlemelerle kapsamının genişletilmesine karşın patronların özlemini karşılayacak düzeye ulaştırılamamıştır. Kısa çalışma ödeneğinin İşsizlik Sigortası Fonu harcamaları içindeki payı, çok düşük düzeylerdedir.

İŞKUR Kasım/2018 İşsizlik Sigortası Fonu Bültenine göre; 2002-2018/30 Kasım arasında işsizlik sigortasından 6 milyon 562 bin kişi yararlandırılmış toplam 22 milyar 761 milyon lira ödenmiştir. Kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılanların sayısı ise Eylül/2005- Kasım/2018 arasında 228 bin 808 kişidir ve toplam 212 milyon 954 bin lira ödenmiştir.

İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yararlandırılanların henüz binde 4’ü; ödemelerin binde 1’i büyüklüğünde bir uygulamadan söz edilebilmektedir.

Son yıllarda kısa çalışma ödeneğinin fon bütçesi içindeki payının artırılmasına ve daha da önemlisi patronları kayırmacılığa daha çok fırsat verilmesine elverişli yasal düzenlemeler yapılması dikkat çekmektedir.

9 Kasım 2018 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan, kısa çalışma ödeneğinin değiştirilmesine ilişkin yönetmelik bu çabaların şimdilik sonuncusudur.

Kısa çalışma ödeneğinin payı bugün için önemsizdir ama yakın bir gelecekte işsizlik fonu bütçesi içindeki payının artacağı dikkate alınmalıdır.

 

Değişiklikle neler yapıldı?

  • Yapılan düzenlemelerle ilgili yönetmeliğe ödenekten yararlanma koşulları içerisine “dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumlar” gibi muğlak ve tanımı genişleten bir ifade eklenerek sektörel ve bölgesel kriz gibi yeni unsurlar getirildi. Böylelikle uygulamanın kapsamı genişletildi.
  • Nakit darlığı, pazar daralması, stokların artması gibi sorunlar eğer işverenin yönetme yetersizliğinden kaynaklanmışsa kısa çalışma ödeneği isteğinin reddedilmesinin öngörüldüğü kural, Kasım/2018’deki yönetmelik değişikliğiyle kaldırıldı. Böylelikle kendi kusurlarıyla zor duruma düşen patronların da yararlandırılmasının yolu açılmış oldu.
  • Kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak amacıyla yapılacak başvurularda somut nedenleri kanıtlayıcı belgeler eklenmesi kuralı kaldırıldı.
  • Kurum yönetim kurulunun, müfettişlerin yazacakları raporlar üzerinden karar vermesi öngörüldü. Bu yöntem, müfettişlerin etki altında kalmadan karar vermesinin neredeyse imkansız olduğu Türkiye'de, patronlara kayırmacılığın yolunu daha fazla açmaktadır.
  • Patronların yararlandırılma koşullarını taşıyıp taşımadığını inceleyecek müfettişlerin harcırahlarının da İşsizlik Sigortası Fonu bütçesinden karşılanması öngörüldü.

 

Değişiklik neleri içermedi?

  • Kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılma süresi bittiğinde işçinin işten çıkarılmasını yasaklayan bir kural öngörülmedi.
  • Tam gün çalıştırılan işçinin, yarım gün çalışıyor gösterilip ücretinin yarısının İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanmasını önleyecek bir denetim öngörülmedi.
  • İşsizlik ödeneğine hak kazanamayan sigortalılar, kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılmıyor. İşsizlik sigortasından yararlanabilme koşullarından biri son 120 gün içinde sürekli (kesintisiz) sigorta priminin yatırılmış olmasıydı; bu kural kaldırıldı. Yeni düzenlemede iş sözleşmesinin sürmüş olması yeterli sayılıyor. İşçinin sigorta primlerinin yatırılıp yatırılmadığının araştırılması gerekmediği için işverenin yükümlülüğünü yerine getirmediği ortaya çıkarılamayacak. Bu eksikliği giderecek bir yöntem getirilmedi

 

KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ (YASAL ÇERÇEVE)

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Yasasına 2008 yılında eklenen Ek 2’nci maddesinde şöyle bir kural yer alıyordu: genel ekonomik kriz ya da zorlayıcı nedenlerle işyerindeki haftalık çalışma süreleri geçici olarak önemli ölçüde azaltılmışsa; faaliyeti kısmen ya da bütünüyle durdurulmuşsa, Bakanlığın uygun görmesi koşuluyla işyerinde en çok üç ay süresince kısa çalışma yaptırılabilir.

Madde 2011 yılında değiştirilerek kısa çalışma yaptırılabilecek nedenler arasında; sektörel veya bölgesel” krizler eklendi. Bunun yanı sıra Bakanlar Kurulu kararıyla sürenin 6 aya kadar uzatılabilmesine olanak tanındı.

Maddeye göre, asgari ücretin brüt tutarının %150’sini aşmamak koşuluyla, son on iki aylık prime esas kazançlar dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının %60’ı kısa çalışma ücreti adı altında İşsizlik Fonu bütçesinden ödeniyor.

2018 yılının Kasım ayında yapılan son düzenlemede ise patronların kriz dönemlerinin dışında da kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilmesinin önü açıldı. Kısa çalışma yaptırılabilecek durumları ifade eden maddeye şu ifade eklendi: “İşverenin kendi sevk ve idaresinden kaynaklanmayan, önceden kestirilemeyen, bunun sonucu olarak bertaraf edilmesine olanak bulunmayan, geçici olarak çalışma süresinin azaltılması veya faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması ile sonuçlanan dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumlar…” Buna göre Bakanlık şirketlerin başvurularını genel, bölgesel ya da sektörel kriz gerekçesiyle değil, deprem, su baskını, heyelan gibi “dışsal etkiler” kategorisinin içine eklediği bir cümleyi veri alarak onaylayabilecek.

 

pdf olarak indirmek için tıklayın